İçeriğe geç

Büyük Felaketler

Last updated on 8 Ekim 2021

1.) United 1958

Bundan tam 62 yıl önce Manchester United futbol takımı soğuk bir kış gününde Kızılyıldız ile yaptığı Şampiyon Kulüpler Kupası çeyrek final karşılaşmasından uçakla dönerken bir kaza geçirmişti.

İskoç Sir Alexander Matthew Busby 1945-1969 yılları arasında kesintisiz olarak Kırmızı Şeytanlar’ın hocalığını yaptı. 1947, 1948’de (FA Cup’ı kazandılar), 1949 ve 1951’de ligi Liverpool’un ardından ikinci bitirdikten sonra 1952’de şampiyonluğa ulaştılar. 1956’da ligi bir kez daha şampiyon bitirdiklerinde takımın yaş ortalaması yalnızca 22’ydi. Ertesi yıl ise aynı takımla yine şampiyon olacaklardı. United’lı futbolcular yaşlarından ötürü Busby’nin Bebeleri, yani “Busby Babes” olarak tanınıyorlardı.  Busby’nin transfer edeceği oyuncuları çocuk yaşta takıma kazandırma gibi bir geleneği vardı.

Uçağın yakıt ikmali yapmadan Yugoslavya-İngiltere arasındaki mesafeyi kat etmesi mümkün değildi. Belirlenen yakıt ikmal noktası Münih’ti. Kaptan pilot James Thain planlandığı gibi uçağa yakıt aldıktan sonra yeniden havalanmak üzere harekete geçti. Şubat soğuğunun dondurduğu pistten kalkışın hemen ardından yeterli irtifayı kazanamayan uçakları önce havaalanını çevreleyen engellere, sonra da o sırada kimsenin yaşamadığı bir eve çarparak düştü.

Uçağın taşıdığı 43 kişiden 23’ü ölecekti. Avrupa Kupası’nda yarı finale yükselmeyi başaran takımın çakı gibi delikanlılarından 7 tanesi kaza anında hayatını kaybetmişti. Bugün “Manchester United’ın gelmiş geçmiş en iyi oyuncuları” listesinde dördüncü sırada yer alan Duncan Edwards ise kazadan sonra hastanede 15 gün boyunca verdiği yaşam mücadelesini ne yazık ki kaybedecekti.

Yeni sezonda yeniden takımın başına geçen Busby, yeni nesil bir “Busby’nin Bebeleri” takımı kurdu. Bu takımın yeni oyuncularından biri de George Best’di. Kazadan on sene sonra 1968’te Avrupa Kupası’nı kazanan Manchester United’ın futbolcuları arasında Münih Faciası’ndan canlı çıkan Bobby Charlton ve Bill Foulkes da vardı.

Kuzey İrlandalı kaleci Harry Gregg uçaktan sağ kurtulan şanslı United’lılardan biriydi. Kazanın hemen sonrasında insanları kurtarmak için gösterdiği çaba yüzünden “Münih Kahramanı” ismini aldı.

“Uçak düştükten hemen sonra, nereden geldiğini bilmediğim bir cesaretle enkaza tırmanmaya başladım. Uçağın pilotu, ‘Kaç, salak herif patlayacak!’ diye bağırıyordu. Önce bir bebeği, sonra bir kadını dışarı çıkardım. Bobby Charlton ve Dennis Viollet’i uçak enkazından çıkarıp karda onlarca metre sürükledim. Matt Busby göğsünü ovuşturuyor ve ‘ayaklarım, ayaklarım!’ diye bağırıyordu. Roger Byrne’in üstünde başında bir iz yoktu ve gözleri açıktı. Ama öldüğü belliydi. Gözlerini kapamadığım için hep pişmanlık duydum. Jackie Blanchflower’ı bulduğumda sağ kolunun bir kısmı neredeyse kopmuş durumdaydı. Ben şanslıydım, kurtuldum ama kurtulanların çektiği o klasik suçluluk duygusuyla boğuşmak zorunda kaldım. 40 yıl sonra bile Roger’ın karısı Joy, Geoffrey Bent’in karısı Marion, David Pegg’in ailesi ve diğerlerinin yüzüne bakmaya cesaret edemiyordum. Onlar sevdiklerini kaybetmiş ve ben hayatta kalmıştım çünkü. Kendimi ancak 1998’de toplayıp Joy’la konuşabildim.”

Son günlerde ülkemizde de birçok doğal veya doğal olmayan felaket gerçekleşti. Mutlaka hayatta 62 yıl önce ya da son günlerde olduğu gibi bazı üzücü olaylar olacak, ama umarız en azından bir süreliğine son olur.

2.) Heysel Faciası

Euronews internet sitesinde 28/05/2015 tarihinde yayınlanan haberden alınmıştır.

29 Mayıs 1985 ‘te İtalyan devi Juventus FC ve İngiliz ekibi Liverpool FC arasında oynanan Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası finali öncesi, Brüksel’in Heysel Stadyumu’nda yaşanan şiddet olayları tarihe ‘Heysel faciası’ olarak geçti. İngiliz holiganların taciziyle başlayan olaylarda çoğu Juventus taraftarı 39 kişi öldü, 600 kişi de yaralandı.

Görünüşte faciaya, stadyumun X ve Y tribünlerine yerleştirilen Liverpool taraftarlarının hemen bitişiklerindeki Z tribününde bulunan Juventus taraftarlarına saldırması neden oldu. Aslında Juventus taraftarları M, N ve O tribünlerine yerleştirilmiş, Z tribünü ise her iki takımın da taraftarı olmayan seyircilere ayrılmıştı. Ancak maç saatinde çok sayıda Juventus taraftarının karaborsadan Z tribünü bileti aldığı ortaya çıktı.

Öte yandan, Haysel’den bir yıl önce, Liverpool, Roma’da oynanan Avrupa Kupası finalinde AS Roma’ya yenilmiş, taraftarları da maçın ardından saldırıya uğramıştı. Heysel, intikam isteyen Liverpool taraftarı için bir fırsat olarak görüldü. Üstelik, bu kez Liverpool holiganlarına diğer İngiliz kulüplerinin fanatik taraftarları da destek verme kararı almıştı.

Maç günü Brüksel’e akın eden İngiliz holiganlar Heysel faciasının ilk işaretlerini veriyordu.

Maçın başlamasına bir saat kala, yerel saatle 19:00’da X tribünündeki İngiliz taraftarlarla Z tribünündeki Juventus taraftarları arasında karşılıklı sataşmalar başladı. Saat 19:45’e geldiğinde, tribünler arsında atılan taş ve yabancı maddeler yoğunlaştı. Bu sırada bir grup İngiliz taraftar tribünleri ayıran çürük bariyerleri aşarak Z tribünündeki Juventus taraftarına hücum etti.

Z tribünündeki Juventus taraftarı ilk anda sahaya doğru kaçmak istedi ancak bariyerlerden dolayı bu mümkün olmadı. Onlar da tribünün arkasındaki duvara tırmanarak İngiliz holiganlardan kaçmaya çalıştı. Eski stadyumun duvarı bu hamleye dayanamadı. Çöken duvarın altında kalan çok sayıda taraftar can verdi. Bir kısmı da yaşanan izdihamda ezildi.

Ertesi gün UEFA yetkilisi Gunter Schneider “facianın tek sorumlusunun İngiliz taraftarlar olduğunu” söyledi.

İngiltere Başbakanı Margaret Thatcher da aynı görüşteydi. Thatcher, “Söyleyecek söz yok, bunu meşrulaştırmak mümkün değil, suç tamamen İngiltere’ye ait” ifadelerini kullandı.

Belçika savcısı Marina Coppieters 18 aylık soruşturmasını tamamladığında suçlu hanesinde yine İngiliz taraftarların adı yazıyordu. Ancak savcı olaydan Belçika polisini ve stadyum yetkililerini de sorumlu tuttu.

14 İngiliz vatandaşı kasıtsız adam öldürmekten suçlu bulundu. Faciaya yol açan sarhoş İngiliz holigan sayısı elbette bundan çok daha fazlaydı.

Belçika ulusal stadyumu Heysel, 1920’de inşa edilmiş ve 1985’e gelene kadar ciddi bir bakımdan geçirilmemişti. X ve Z tribünleri arsasındaki güvenlik barikatı son derece zayıftı. Stadın dış duvarları zayıf bloklardan inşa edildiği için bazen biletsiz taraftarların duvara delikler açarak içeri girdikleri oluyordu. Maç sırasında taraftarların birbirlerine attıkları taşların büyük bir kısmı stadyumun dış duvarından kırdıkları parçalardı. Z tribününün arkasındaki duvarın çökmesinin daha fazla insanın izdihamda ezilmesine engel olduğu bile söylendi. Ancak bu, stadyumun aslında bakımsız bir harabeden farksız olduğu gerçeğini de ortaya çıkardı. Üstelik faciadan birkaç yıl önce stadyumun bu tür etkinlikler için güvenlik standartlarını karşılamadığı tespit edilmiş ve yenileme çalışmaları öncesi son maç olarak Liverpool – Juventus kupa finaline ev sahipliği yapmasına karar verilmişti. Heysel’in durumunun farkında olan Liverpool yöneticisi Peter Robinson, maçtan önce UEFA’ya stadın değiştirilmesi çağrısında bulunmuştu.

Liverpool taraftarlarına ayrılan tribünün biletlerinin Juventus taraftarlarına satılmasına izin verdiği için Belçika Futbol Federasyonu Başkanı Albert Roosen 1988’de 6 ay hapis cezasına çarptırıldı. Stadyum kapasitesinin üzerinde bilet satıldı ya da sahtesi basıldı. Maç saatinde 50 bin kişilik stadyuma yaklaşık 60 bin kişi girmişti. Belçikalı yetkililer, dışarıda kalan taraftarların Brüksel sokaklarında şiddet olaylarına bulaşmasından endişe ettiği için, stadın içinde olmalarını tercih ediyordu.

Maalesef Belçika polisi stadyumdaki olaylarla başa çıkamayacak derecede yetersiz bir donanıma sahipti. Mesela, X ve Z tribünlerinin arasında rakip taraftarların geçişini engelleyebilecek sadece 5 polis bulunuyordu. Oysa maç öncesi Brüksel sokaklarında yaşanan gerilim, tribünlerde şiddet olayları için daha fazla önlem alınması gerektiğini gösteriyordu. Belçika polisi ise tartışmalı bir karara imza atarak, maç sonrası için stadyum çevresinde güvenlik önlemi almıştı. Z tribününün güvenliğinden sorumlu olan Johann Mahieu, trajediden yıllar sonra ihmalden suçlu bulundu.

3.) Hillsborough Faciası

FourFourTwo internet sitesinden 15/03/2013 tarihli “Tarihte Bugün: Hillsborough Faciası” yazısından alınmıştır.

15 Nisan 1989’da Sheffield’ın Hillsborough Stadı’nda futbol tarihine kara bir leke sürüldü. Takımlarının Nottingham Forest’la oynayacağı FA Cup yarı final maçı için tribüne akın eden Liverpool taraftarları başlarına gelecek felaketi tabi ki öngöremezdi; maç saatinden hemen önce bilet bulabilmek umuduyla tribün önünde toplaşan taraftarların emniyet güçlerinin kayıtsızlığı sonucu stada girerek oluşturduğu kalabalık, zaten tribünde bulunan binlerce kişiyle birleşince ortaya bir can pazarı çıktı. Canlarını kurtarmak için kendilerini sahaya atmaya çalışan taraftarlar tel örgülerde ve izdihamda ezilerek can verdi, aralarında Steven Gerrard’ın henüz 10 yaşındaki kuzeni Jon Paul Gilhooley da vardı, 62 yaşındaki John Alfred Anderson da… O gün 96 taraftar gittikleri futbol maçından dönemedi evine, bir kulüp karanlık dehlizlere yuvarlandı, gerçeğin üstünü örtme adına hakikat ve adalet kurban edildi.

96 taraftarın hayatını kaybettiği, 766’sının da yaralandığı o acı olayın hemen ardından çıkan The Sun gazetesinde suçun Liverpool taraftarları olduğu iddia edilmedi… Açıkça yazıldı. Bazı taraftarların ölen renktaşlarının cüzdanlarını çaldığı bile yer aldı gazetede. Hem de tüm bunlar iri puntolarla yazılmış bir “Hakikat” manşetiyle duyurulmuştu. Merseyside’ın acılı fertlerinin çılgına dönmesinin ardından Liverpool efsanesi Kenny Dalglish’i arayarak bir tavsiye isteyen The Sun editörü Kelvin MacKenzie, durumu nasıl düzeltebilecekleri sorusuna basit bir yanıt alıyordu;

“O koca manşeti hatırlıyorsun değil mi? Hani “Hakikat” yazan. Tüm yapmanız gereken aynı boyutta ve “Yalan söyledik” yazılı bir manşet atmak. Belki o zaman affedilirsiniz.”

Ancak MacKenzie’nin cevabı “Bunu yapamam” oluyordu. Editörün dünyası, hakikatleri tirajdan, reklamlardan ve dedikodulardan ibaretti çünkü…

Liverpool taraftarları ve kulübüyse hiçbir zaman işin peşini bırakmadı. Her 15 Nisan haftasında tribünler “96 için adalet” pankartlarıyla donatıldı, Anfield Road önünde yer alan Hillsborough hatıra anıtı çiçeklerle, mektuplarla, kırmızı beyaz atkılarla bezendi, mağdur ailelerin kurduğu vakıf adalet arayışına devam etti. Nihayet 2012 yılında binlerce sayfalık iddianamenin sonuna gelen araştırma komisyonu gerçekleri ortaya çıkardı; Emniyet görevlilerinin ihmali faciaya sebep olmuş, ardından kayıtsızlıkları işin daha da kötüye gitmesini sağlamıştı. Stattaki güvenlik önlemleri yetersiz ve faciaya davetiye çıkaran cinstendi, ölülerin cebinden cüzdan çaldığı söylenen taraftarlar aslında can havliyle ilk yardım yapmaya çalışıyordu. Üstelik polis kayıtlarında belirtilen “Aşırı alkollü çeteler” de yoktu… Başbakan David Cameron mecliste yaptığı konuşmada kurbanlardan, ailelerinden ve Liverpool camiasından özür dilerken mağdurların “çifte haksızlığa uğradığının” altını çiziyordu. The Sun gazetesiyse “23 yıl sonra… Asıl Gerçek” başlığıyla satışa çıkıyordu…

O günden sonra Liverpool camiası için yeni bir çağ başlayacaktı; açıklamaları takip eden hafta oynanan Everton-Liverpool maçı öncesinde duygu dolu bir anma seremonisi gerçeklekleştirilirken, şehrin mavi ve kırmızı yakası ayrılmamacasına kenetleniyor, Liverpool takımının gittiği neredeyse her deplasmanda rakip tribünlerden de aynı pankartlar görüntülere yansıyordu; Justice For The 96!

Liverpool camiası yıllarca yürüttüğü mücadeleyi kazanmış, 96 taraftarının, evladının, ferdinin gıyabında adaleti sağlamıştı. Üstelik facia raporlarının sümen altı edilmesinden sorumlu tuttukları Demir Leydi Margaret Thatcher’ın ölümüyle karanlık bir devir kapanmış oldu. Adaletin resmi mottosu haline gelen “Justice For The 96” ibaresi sadece Liverpool ve İngiltere’nin diğer tribünlerinde değil, Almanya’da, İtalya’da ve birçok ülkede boy gösteriyordu. Çünkü herkes güzel anılara sahip olma beklentisiyle gittiği futbol maçından sonra evine dönebilmeli…

Kategori:BritanyaBüyük Felaketlerİngiltere