İçeriğe geç

Futbol ve Kitap

Last updated on 8 Ekim 2021

1.) Gölgede ve Güneşte Futbol (Eduardo Galeano)

Galeano’nun ateisti olmayan tek din olarak tarif ettiği futbolun öyküsü ona göre hüzünlü bir öykü. Bir oyun olarak “oyuncu”su az bir sanayiye dönüştükçe futbolun, güzelliğinden de bir şeyler kaybettiğini düşünen Galeano’nun “Artık oynanması için değil, oynanmasının engellenmesi için düzenleniyor.” görüşü çok manidar. Ancak aynı zamanda bereket çok ender de olsa yasaklanmış özgürlük serüvenine atılan, rakip takımı, hakemi ve tribündekileri şahlandıran bir yüzsüz çıkıyor diye ekliyor.

İngiltere’de aristokratlar için futbol gençlerin taşkınlıklarını dizginleyip disiplin öğrendikleri zekalarını keskinleştirdikleri bir araç olduğunu ifade eden Galeano emekçilerin ise uzun çalışma saatleri nedeniyle böyle bir ihtiyaçları olmadığını söylüyor. Zamanla endüstriyel kapitalizmin anayurdu, futbolun fakirleri oyalayarak zihinleri grev ve diğer kötü fikirlerden uzak tuttuğunu keşfediyor.

Galeano, futbolun başlangıcına değiniyor. 1863 yılında Cambridge Üniversitesi’nin belirdiği kurallar kabul ediliyor. Oyuncu sayısı, saha boyutu, kale ve süre hakkında bir kural yoktu ama o tarihte bile rakibin arkasında gol atmak yasak; ama ofsayt var. Kalecinin ortaya çıkış tarihi 1871, hakemin ise 1872. Kalenin önü mezbahaya dönünce penaltı ortaya çıkıyor. 1882’de taç elle atılmaya başlanıyor ve 1890’da ise kalelere ağ geriliyor. 1904 yılında FIFA ortaya çıkıyor.

Galeano entellektüellerin futbola yaklaşımını değerlendiriyor. Başlarda Rudyard Kipling’ten Borges’e uzun yıllar çok sayıda entelektüel futbolu kötülüyor, solcular onun devrimci güçleri hipnotize eden bir karşıdevrim aracı olduğunu iddia ediyor. Güney Amerika’da diktatörler hemen her zaman otoritelerinin halk nezdinde kabul görmesini sağlamak ve halk ile kendilerini özdeşleştirmek için futbolu kullanıyorlar. Brezilya’da Medici, Arjantin’de Videla, Şili’de Pinochet, Bolivya’da Garcia Meza… Sanırım örneğin Borges’i futbola karşı seviyeli durmaya iten faktörün de bu olduğu kesin. Ama onu öven solcu aydınlar da var. Gramsci şöyle diyor: “Açık havada ortaya konan insan sadakatinin krallığıdır futbol.”

Galeano “Televizyonun Hakimiyeti” başlıklı bölümde 1986 Dünya Kupası’nın oynandığı Meksika’da maçların Avrupa’da daha yakından takip edilebilmesi için öğlen saatlerinde oynandığını futbolcuların itirazına rağmen Havelange’ın otoritesi ile gündüz oynanmaya devam edildiğini anlatıyor. Bu bölümdeki şu ifadeleri özellikle dikkat çekici: “Dünyanın her yerinde, bir maçın nerede, ne zaman ve nasıl oynanacağına doğrudan doğruya ya da dolaylı olarak karar veren daima televizyondur. Futbol bedeniyle, ruhuyla, kısacası her şeyiyle bu küçük ekrana satılmıştır. Futbolcular artık birer televizyon yıldızlarıdır.”

Galeano’ya göre profesyonel futbol her şeye rağmen hala futboldaki mutluluk iksirini söndürememiştir. Tüm planlamalara, tüm profesyonelliğe rağmen futbol daima sürprizlere açıktır, öngörülmeyeni bünyesinde bulunduran bir sanat dalıdır. Galeano’nun kitabın sonundaki şu satırlarını aynen aktarmak istiyorum:
“Top oynuyorum, o halde varım: Bir futbolcunun oyun stili yaşam tarzının ta kendisidir; bir toplumun görüntüsünü yansıtır, dış hatlarını belirler, onu öbürlerinden ayırt eder. O kadar ki, bana nasıl top oynadığını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim. Futbol yıllardan beri farklı şekilde oynanmaktadır, bu farklılık her milletin değişik yapıda olmasından ileri gelmektedir ve kanaatimce bu farklılığın korunması son derecede önemlidir. Çağımızda tek kalıba sokulma zorunluluğu her alanda olduğu gibi futbolda da görülmektedir. Dünyamız hiçbir zaman böylesine imkânların adaletsizce dağıtıldığı, yapılması gerekenin tek kalıba yerleştirildiği, böylesine katı kuralların uygulandığı bir dönem yaşamamıştı”.

Farklı renklerin oyunda olmasına değinen yazar ülkesi Uruguay’ın milli takımında siyahi futbolcu oynatan ilk ülke olduğunu belirtiyor. İlk Güney Amerika şampiyonasında Şili’yi 4-0 (1916) yeniyorlar ve takımda iki siyah var. Isabelino Gradin ve Juan Delgado. Gradin iki gol atıyor. Şili zenci oyuncu oynattılar diye karşılaşmanın iptalini istiyor. Brezilya’da ise futbol zencilerle melezlerin beyazlarla eşit şartlarda temsil edildiği bir mekan oluşturuyor. Tabi uzun süre devam eden ambargoların aşılması ile.

Galeano futbolla ilgili birçok tanım yapıyor. Örneğin “fanatik” tanımı çok etkileyici.
Fanatik: Gerçekleri görmezden gelme hastalığı ile sağduyusunu kaybetmiştir. Aslında fanatik bir taraftar kendi takımının zaferinden çok rakibinin yenilgisinden zevk alır.

Galeano “günah keçici” olarak tanımladığı kalecilere de bir bölüm ayırıyor.
Ona file bekçisi denildiği de olur. Aslında kader kurbanı, mahkûm ya da şamar oğlanı da denilebilirdi. Onun bastığı yerde bir daha çim çıkmadığı söylenir. O yapayalnızdır. Oyunu hep uzaktan izler. Hedef mekândan ayrılmaksızın üç direğin arasında idamını bekler. Eskiden hakem gibi, siyahlara bürünürlerdi. Artık hakemler kara karga kıyafetiyle çıkmıyorlar sahaya, kaleciler de renkli fantezilerle süslüyorlar yalnızlıklarını. Öbür futbolcular bir ya da birkaç kez affedilmez hata yapabilirler; ama her zaman milimetrik bir pasla, güzel bir çalımla ya da isabetli bir şutla kendilerini affettirebilirler. Onun böyle bir olanağı yoktur. Seyirci kaleciyi affetmez. Yanlış mı çıktı? Bacak arası mı yedi? Top elinden mi kaydı? Çelik parmaklar pamuğa mı dönüştü? Kaleci bir tek hatasıyla bir maçı mahvedebilir, bir şampiyona onun bir yanlışıyla kaybedilebilir. İşte o zaman seyirci kitlesi onun tüm başarılarını bir anda unutuverir ve onu günah keçisi olarak ilan eder. Kara talihi ömrünün sonuna dek onu terk etmeyecektir.

Orijinal adı El Futbol A sol y Sombra olan eseri yayınlamak için mücadele eden ama Galeano’nun Türkiye’deki yayıncısı Can Yayınları olduğu için bunu başaramayan Semih Gümüş’ün değerlendirmesi ile sözlerimize son verelim: “Futbol insanlara bu kadar güzel anlatılabilir miymiş, bunu futbolu sevmeyenler de söylesin. Hem Latin Amerika’nın bütün ruhunu taşıyor bu kitap, hem de futbolun. Demek ki futbol düpedüz estetize edilebilir bir dünya da olabilir.”
EDUARDO GALEANO, Montevideo, Uruguay’da orta sınıfa mensup Katolik bir ailede doğdu. On dört yaşında ilk politik çizgi romanı, Sosyalist Parti’nin haftalık yayın organı El Sol’da yayınlandı. Gazetecilik kariyerine 1960’larda, Marcha’da editör olarak başladı. 1973’teki askeri darbe sonucunda hapse atıldı, ardından sürgüne yollandı. Yerleştiği Arjantin’de Crisis adlı bir kültür dergisi çıkarmaya başladı. 1976’da Arjantin’de Videla rejimi, askeri bir darbeyle iktidara gelince İspanya’ya kaçmak zorunda kalan Galeano, 1985 yılında geri dönebildiği Montevideo’da 13 Nisan 2015’te hayatını kaybetti.

2.) Doctor Socrates Footballer, Philosopher and Legend

“Ben zayıf bir sporcuydum. Sigara içtim ve içki içtim, idmanları ve spor salonlarını sevmiyordum.” diyor Dr.Socrates. Socrates, takım arkadaşlarına göre bir antitezdi ama aynı zaman da 1982 Dünya Kupası’nı kazanamayan ama en büyük takımlardan birisi olarak gösterilen Brezilya takımının kaptanıydı. Emsalsiz bir oyuncuydu. Onun gibi bir oyuncu asla olmadı, bir daha da olmayabilir.

Andrew Downie’nin yazdığı biyografi Socrates’ın yazdığı, yayınlanmamış anılara, aynı zamanda oyuncunun arkadaşlarına, meslektaşlarına, antrenörlerine, ailelerine ve diğer kapsamlı araştırmalara dayanıyor. 17 yıldır Brezilya’da yaşayan ve Reuters için Brezilyalı futbol muhabiri olan Downie, şaşırtıcı düzeyde ben merkezli, üstün yetenekli bir adamın dikkat çekici ve eşsiz hikayesini anlatıyor.

Başlangıçtaki yetersiz kas kütlesi gibi sebeplerle Socrates’in seçtiği sporun üst sınırlarında başarılı olmanın bir yolunu bulduğunu öğreniyoruz: “Tek vuruşla futbol oynamaya başladım; top bana geldiğinde mümkün olan en kısa sürede onu ayağımdan çıkardım, çünkü fiziksel temasa girmemeliydi. Bu tek dokunuş için de sırtım, dizim, topuğumu kullanabiliyordum.”

Ancak Sokrates sadece bir futbolcu değildi. Kariyerine oyuncu olarak başlarken aynı zamanda bir doktordu. Eski kulüpleriyle yapılan anlaşma, onun üniversitedeki dersleri olduğunda idmanlara katılamayacağı ve yalnızca hafta sonlarında oynayabileceği yönündeydi. Benzersiz bir durumdu ancak Sokrates’in maçları etkileme kabiliyeti nedeniyle kulüplerin bunu kabul ediyordu.

Ünü büyüdükçe ve sözlerinin ağırlığı arttıkça Sokrates, kendisinden önceki futbolculardan farklı olarak siyaset ve halk hareketlerine atıldı. Dr.Socrates, Brezilya’nın Corinthians kulübünde, Corinthians Demokrasisi adlı devrimci bir hareketi yönettiğini anlatıyor. Oyuncuların, kulübün çalışmasının her alanında, söz hakkı olması gerektiğini düşünüyor ve ayrıca, ülkesinin askeri diktatörlüğünden kurtarılması için etkili bir ses oluyor.

Kitabın ana konularından birisi Socrates’le birlikte yetenekli Zico ve Falcao’lu Brezilya milli takımının kazanmasının beklendiği 1982 Dünya Kupası. Kitapta oyunlarının eğlenceli, canlı, büyüleyici ve halkın desteğini alacak şekilde olduğundan bahsediliyor. Dr.Socrates, İtalya ile oynadıkları ve 3-2 kaybettikleri karşılaşmayı gördüğüm en iyi oyundu diye belirtiyor.

3.) Futbol Ateşi (Nick Hornby)

Nick Hornby’nin orijinal adı “Fever Pitch” olan kitabı 1992 yılında yayınlanmış. Kitap, yazarın Arsenal FC’ye olan düşkünlüğünü anlatan otobiyografik bir hikaye. İlk bölümde çocukluk ve ergenlikte futbol taraftarlığının nasıl oluştuğu anlatılırken Hornby, taraftarlık kültürünün çocukluk ve gençlik günlerinde düzenli maç izleyerek oluştuğunu ve deplasmana giderek o taraftar topluluğunun gövdesine karışıldığından bahsediyor. Deplasman maçları ve spor sayfalarından yer adları, sorgulamaksızın bir topluluğa ait olmanın değeri, sonucunu değiştiremeyeceği şeylere vakit harcamanın ne demek olduğunu öğretiyor.

15 yaşına geldiğinde ateşli taraftarın olduğu kale arkası tribününe geçişi hayatının dönüm noktalarından birisi oluyor. Yükselen sesler, tezahüratlar, kimliksiz olma, fark edilmeme duygusuyla rakibe: “Dışarıda gününüzü göstereceğiz.” ya da “Evinize bir ambulansla döneceksiniz.” denildiği zamanlar. başlıyor. Hafızası tuttuğu takımın maç fikstürü üzerinden şekilleniyor. İlk gerçek aşk ilişkisinin bitişini hayal kırıklığı yaratan maçlarla çakıştırıyor. O an hayatta ve futbolda talihin adaletsiz dağıtılıldığına inanıyor ve ayrılık mağlubiyetle eşdeğer. Hayat ve maç sonuçları, takımın genel durumu birbiriyle uyumlu gidiyor.

Üniversitede arkadaş grubu değiştiğinde çocuklukta edindiği Kurbağa, Caz, Fare gibi lakapları olan arkadaşları yerine daha entelektüel kaygıları olan edebiyat,müzik ve politikaya ilgi duyan yeni bir arkadaş grubu ediniyor, maçları televizyondan izlemeye başlarken, artık futbolun ruhu için değil sanat olarak izlemesi gerektiğini düşünüyor.

4.) Futbolistas (Dario Azzellini ve Stefan Thimmel)

Otonom Yayıncılık tarafından yayınlanmış olan ve orijinal adı “Futbolistas” olan kitap tanrılaşma noktasına getirilen futbol idolleri, Latin Amerika’nın futbolun gelişimi üzerindeki etkileri, futboldaki profesyonelleşme ve ticarileşmenin Latin Amerika üzerindeki etkileri, kadın futbolunun Latin Amerika’daki varoluş ve gelişim savaşımı, Latin Amerika’nın özgün futbol kültürü ve futbol ile siyaset arasındaki kaçınılmaz ilişkiler gibi konulara değiniyor.

Futbolistas; son derece duygu dolu bir kitap. Derleyenler Dario Azzellini ve Stefan Thimmel, farklı yazarlar tarafından yazılmış, kırkbeş makaleyi biraraya getirerek Latin Amerika ile futbol arasındaki ilişkilileri mercek altına alıyorlar.

Efsanevi futbolcuların konu edildiği makaleler son derece estetik ifadeler ile süslenmiş betimlemeler ile dolu. Sosyal ve politik yaşama değinen makaleler ise düşündürücü ve tüyler ürperten olayları göz önüne seriyor. Yazarların çoğu gösterişli bir anlatım dili kullanmış olsa da makalelerin tamamı rahat anlaşılıyor.

Latin Amerika futbolunu Futbolistas’ta verilen derin ve ayrıntılı bilgiler ışığında değerlendirirsek isyankarlık, mücadele arzusu ve aidiyetin göze çarptığı hissediliyor. Futbolistas, Latin Amerika’ya özel ilgisi olanlar başta olmak üzere futbolu ve okumayı seven herkesin seveceği bir eser. Latin Amerika futbolunu anlatırken kıtanın tarihi, sosyal yaşamı ve politik çalkantılarına ayrıntılı olarak değinilmiş. Duygusal, etkileyici ve düşündürücü yönleri var.

5.) Futbol ve Küreselleşme (Pascal Boniface)

Orijinal adı “Football and Mondialization” olan kitap, NTV Yayınları tarafından yayınlanmış. Pascal Boniface’ın futbolun küresel etkilerine değindiği kitabında aynı zamanda futbolla ilgili ekonomik ve sosyolojik çalışmalar da yer alıyor.

Futbolun tüm dünyaya hükmedebilen bir imparatorluk olan ABD’nin etki alanı ve popülerliğini kat be kat geride bırakmış durumda olduğu belirtilirken futbol imparatorluğu üstünde güneşin hiç batmadığı ve futbolun böylece küreselleşmenin de simgesi haline geldiği ifade ediliyor.


Kitap, futbol ekonomisinin gidişatı ile dünya ekonomisi ve gelişmişlik düzeyinin paralel olduğunu anlatıyor. Dünya kupalarının, Avrupa kupasının ülkeler için öneminden bahsedilirken bir yandan da bir ülke için Birleşmiş Milletler’den daha fazla üyesi olan FIFA tarafından kabullenilmenin ve kupalara kabul edilmenin özgürlüğe doğru bir adım olduğu vurgulanıyor.

Bütün bunların yanı sıra yakın tarihten de bahseden kitap finallerin heyecanlarını, sevinçlerini de pas geçmiyor.
6.) Futbol ve Kültürü (Tanıl Bora, Wolgang Reiter ve Roman Horak)

Futbol ve Kültürü, İletişim Yayınları’ndan çıkmış olan; 2015’de 8.baskısını yapan ve Tanıl Bora, Wolgang Reiter ve Roman Horak’ın derlediği bir kitap. Kitapta, 18 Avrupalı ve 11 Türkiyeli yazar, sosyolog, gazeteci veya “sadece” eli kalem tutan futbolseverin yer aldığı bir grup, futbolun milliyetçilikle, yerelliklerle ve politikayla ilişkisini, taraftar dünyasını ve holiganizmi; kapitalizmin ve medyanın futbola yaptıklarını; sahada durduğu gibi durmayan “büyük oyun”un daha nice yüzünü, çeşitli ülkelerden örneklerle inceliyor.

Kitapta yazıları yer alan yazarlar Branko Elsner, Christian Bromberger, Ragıp Ian Taylor, Antonio Ghirelli, Duran, Gabriel Colome, Adnan Bostancıoğlu, Yaşar Aksoy, Ümit Kıvanç, Necmi Erdoğan, Tanıl Bora, Orhan Koçak, Can Kozanoğlu, Bülent Tanık, Zeki Coşkun, Korkmaz Alemdar, Andreas K.Bodor, Robert Kellermann, Vic Duke, Muller, Herbert F. Moorhouse, John Williams bu defa kendi uzmanlık sahalarında değil futbol sahasında ve etrafında olup bitenler hakkında yazıyor.

Kitaptaki konular ise çok çeşitli: Stadyumdaki Kent, Hillsborough 15 Nisan 1989, Büyük Futbol Ailesi- Napoli, Maradona ve FC Napoli, Gençler, Deplase Olunuz!, FC. Barcelona ve Katalan Kimliği, Diktatörlüğün Derbisi, Berlin’de Futbol, Glasnostspor, Bir Devlet Bir Çok Ülke, Solcu ve Taraftar Olmak, Maviler ve Kırmızılar, Austro-Faşizmde İşçi Futbolu, Viyana’da Futbol Kültürü, Feyyaz’ın Tekmesi, Gâvur İzmir’de Gol Sesleri, Adana’da Futbol ve Demirspor, Yiğidolar’ın Tarihsel Yenilgisi, Halı Saha: Seyircinin Sahaya İnişi

7.) Benim Oyunum (Johan Cruyff)

“Futbol basit bir oyundur. Zor olan, futbolu basit oynamaktır.”

Johan Cruyff’a ait yukarıdaki sözler; futbol hakkında söylenebilecek onca şey içerisinde, belki de en özlü olanıdır. Bu basitlik temelinde, kolektif savunma-hücum mantığıyla birlikte, topa sahip olmak amacıyla rakibe alan bırakmamak mantığına dayanan –Total Futbol olarak adlandırılan– futbol felsefesinin temelini oluşturuyor. Bir süredir Barcelona’nın futbolu domine etmesini sağlayan bu felsefe, artık pek çok kimse tarafından içselleştirilmiş durumda. Beşiktaş, Başakşehir, Konyaspor gibi, teknik direktörleri ülke gündeminin on fersah ilerisinde olan takımlar, her hafta bu oyunu bizlere izletmeye başladılar bile. Hatta biraz daha ileri gidelim; total futbolun bugünkü karşılığı artık tiki-taka futbolunu aşan ve henüz tanımlanamamış başka bir şey. Futbol anlayışının değişim hızı, son yıllarda artmış durumda. Tüm futbol tarihi içerisinde ise; zamanı durdurabilen, mühürleyen bir deha olarak Johan Cruyff’tan bahsetmek mümkün.

Geçenlerde görmüş olduğum bir görsel aslında durumu özetliyor. Efsane futbol oyuncuları, menajerler ve futbol düşünürlerinin isimlerinden üç ayrı küme oluşturulmuş. Bunlar birbirleri ile içi içe geçirilerek, bu kümelerin kesişenlerinde bulunan isimler yazılmış. Elbette, üç kümenin ortak keseni Johan Cruyff olmuş.

Cruyff’sa futbolu bu denli değiştirecek kişi konumuna kendiliğinden gelmiş değil. Doğduğu ülke Hollanda’nın yaşam tarzından, mimarisinden, çocukluk yıllarında kaybettiği babasından, genç yaşta adımını attığı Ajax’tan, Rinus Michel başta olmak üzere futbolunu şekillendiren kişilerden bahsetmek mümkün.

Domingo Yayınevi tarafından okuyuculara armağan edilen “Benim Oyunum” kitabı, Johan Cruyff’un, futbol felsefesini şekillendiren tüm kişi ve koşullara toplu bir teşekkürü. Kendi icat ettiği harekete verilen isim olan Cruyff Turn’e (Cruyff Dönüşü) atıfla, My Turn (Benim Oyunum) olan kitap ismi manidar.

Kitabın bir sporcunun otobiyografisi olması sebebiyle edebi kaygı gözetilerek yazıldığını söylemek mümkün değil. Cruyff’un sizi karşısına alarak aklına ne gelirse anlattığını hayal edebilirsiniz. Ancak bunu bir dağınıklık olarak değil, Cruyff’un samimi üslubuna bağlamak mümkün. Öyle ki; kitap okumaya başladığınız ilk andan itibaren sizi içine alarak, bu futbol filozofunun hayat hikayesinin sürükleyiciliğine kendinizi bırakmanızı sağlıyor.

Kitapta; Cruyff’un Ajax’tan Barcelona’ya olaylı transferinden tutun, 78 Dünya Kupası öncesi kimsenin beklemediği anda futbolu bırakmasına kadar önemli anlar nedenleri ve sonuçları ile açıklanıyor. Söz konusu olayları anlatırken Cruyff kendi özeleştirisini yaparak, samimi itiraflarda bulunuyor. Futbola yeniden Amerika’da başlaması, Cruyff Vakfı’nın kurulması, Ajax ve Barcelona’da geçen saha dışındaki yıllar, kazanılan kupalar vb. hep bu bakış açısı ile yazılmış. Ayrıca, birilerinin kırılıp, üzülmesi gibi nedenlerle bazı sözlerin sakınıldığı duygusuna hiçbir zaman girmiyorsunuz.

Arjantin’de düzenlenen 1978 Dünya Kupası, yönetimde diktanın olması sebebiyle bir kısım insan tarafından protesto edilir. Sayıları binleri bulan ölümler, faili meçhul cinayetler ve gözaltında kayıplar birbirini izlemektedir. Arjantin’deki faşist yönetim dünya kupasını, vizyonlarını düzeltmek için önemli bir fırsat olarak görür. Johan Cruyff; iyi bir döneminde olmasına rağmen, ani bir kararla katılmama kararını açıklayarak, herkesi şok eder. Öyle ki; Cruyff’suz Hollanda, Arjantin’in finalde rakibi oluyor ve dramatik bir şekilde kupayı kaybediyordu. Birçok insan Cruyff’un bu kararını, bir tür protesto olarak yorumlamış ve buna inanmak istemişti. Cruyff kitapta bu kararın politik muhtevası ile ilgili herhangi bir açıklamada bulunmuyor, aksine kararın hayatındaki en önemli yanlışlardan biri olduğunu ifade ediyor. Hatta bu kararın altında, İspanya’da yaşanan bir olayın katılmama kararına önemli etkisi olduğunu açıklıyor. Bunu da kitaba saklayalım…

Messi, Ronaldo, Guardiola, Alex,… Bu sıralar, sporcu biyografileri popülerliğini arttırıyor. Bu tür kitapların okunması, sadece bu sporcuları sevenler için değil, futbolu düşünerek yaşayanlar için de önem taşıyor. Ne demiş Pep Guardiola: “Cruyff’ü tanımadan önce futbol hakkında hiçbir şey bilmiyordum.”

8.) Çamurdaki Yıldızlar (Fethi Aytuna)

Futbol ve aslında popülerin dışında güzel futbol kitapları artmaya başladı ki bu, sevindirici. Haftasonunda size bahsettiğim Dinyakos internet sitesinin kurucusu Fethi Aytuna’nın Velespit Yayınları’ndan çıkan kitabı “Çamurdaki Yıldızlar” kısa bir süredir okumaya hazır bir şekilde.

Velespit Yayınları İki Taştan Bir Kale dizisi başlattığını söylüyor ve futbolun tarihini yazanlarla futbolseverleri buluşturmayı hedefliyor. Dizinin ilk kitabı Çamurdaki Yıldızlar geçmişin futbol yıldızlarının sürükleyici anılarını yalın bir dille okuyucuya sunuyor. Fethi Aytuna meşin yuvarlağın sadece lafta kalmadığı, gerçek anlamda meşin olduğu zamanlarda, saf bir futbol sevgisiyle çamur sahaların çilesini çeken futbolcuların anılarını birinci ağızdan bizlerle buluşturuyor. Çamurdaki Yıldızlar futbolun unutulan değerlerini anlatırken bir yandan da Türkiye’nin sosyal tarihine de değiniyor. Birçok tarihi kulübü de bizlere hatırlatan Çamurdaki Yıldızlar, günümüz futbolunun “yıldız futbolcu” deyimini de yeniden sorgulatıyor.

9.) Osmanlı Melekleri (Mehmet Yüce)

Blogda ve sayfamda Futbol Kitapları tanıtımları da yapmaya gayret ediyorum. Şu an Futbol ve Kitap bölümünde 6 kitap tanıtımı var.

Ancak bir kitap ve aslında kitaplar serisi var ki son derece önemli, ülkemizin futbol tarihini ele alıyor: Mehmet Yüce’nin eserleri.

Bu üç kitaplık serinin ilki Osmanlı Melekleri. 1875 – 1923 arasını kapsayan bu kitap İletişim Yayınları’ndan çıkmıştı. Kitaptan tanıtım bülteninde şu şekilde bahsediliyor: “Mehmet Yüce, dönemin Osmanlı ve Avrupa basınını tarayarak, 1875’teki başlangıcından 1923’e kadar, Türkiye’de futbolun kadim zamanlarını bir masal heyecanı ve güzelliğiyle anlatıyor. Maçların “Alâaddin Bey bir burun vuruşuyla bir sayı yaptı”, “Galatasaraylılar rüzgârın aleyhlerine olmasına karşın fedakârane çalıştılarsa da Nihad Bey’in yaptığı şiddetli hareketleri hakem cezâ vuruşu ile tevkif etti” gibi cümlelerle hikâye edildiği, şampiyon takıma mükâfat olarak “vazo” verildiği zamanlar…

Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş ama onların yanı sıra daha önce kurulan Ermeni, Rum, Yahudi, Levanten, İngiliz, Türk ve “karışık” kulüpleri… İzmir’in futboldaki öncülüğü… Sadece iki şehir de değil: Ankara, Trabzon, Zonguldak, Eskişehir, Bursa, Diyarbakır… Sadece futbol da değil: Kriket, tenis ve ragbi… Osmanlı Melekleri, futbolun ve sporun doğuşu etrafında, geç Osmanlı dönemi toplumsal hayatından sahneler gösteriyor bize.” Diğer iki kitap ise İdmancı Ruhlar (1923 – 1952) ve Romantik Yürekler (1952 – 1992) dönemlerini anlatıyor.

10.) Taşradan Futbol Hikayeleri (Necdet Özkazancı)

İletişim Yayınları’ndan 2013’de çıkan kitapta yazar Necdet Özkazancı yalnızca falanca futbol takımının taraftarı değil, anılarımın taraftarıyım, diyor. Futbola olan merakı, Polatlı’da geçen çocukluk ve gençlik yıllarımda başlamış. Mahallenin çocuklarıyla kendi aralarında yaptığıkları mahalle maçları, yırtık pırtın meşin ya da plastik toplar, futbol oynamaktan parçalanan ayakkabılar futbol tutkusunun en güzel anıları arasında yer alıyor.
Necdet Özkazancı şöyle anlatıyor: “Hemen hemen her yıl mahallelerarası ya da köylerarası turnuvalar düzenlenirdi. Özellikle köylerarası futbol turnuvaları çok renkli olurdu ve köylerden gelen takımlar karşılaşmaların yapılacağı alana geldiğinde coşku doruğa çıkardı. Taraftarlar üstten bagajlı, burunlu otobüsler, minibüsler hatta traktörlerle alana gelir, gönül verdiği takımına destek verirdi.”

“Bir günde dört karşılaşmaya sahne olan toprak sahalarda final maçları ise, kıyasıya rekabete sahne olurdu. Polatlı’daki köy maçlarında o yılların ünlü sayılabilecek futbolcuları da forma giyerdi. Bunlardan birisi Paşa Hüseyin adıyla anılan Hüseyin Çelik’ti. Paşa Hüseyin o yıllarda hemen hemen tüm köylerarası karşılaşmada, Kargalı Köyü’nün takımında oynadı. Paşa Hüseyin, Gençlerbirliği’nde ve Adanademirspor’da forma giydi. Adanademirspor’dan ise, Fenerbahçe’ye transfer oldu ve Fenerbahçe’de oynarken bile köy maçlarına gelir bu karşılaşmalarda ter dökerdi.”

Paşa Hüseyin gibi daha niceleri bizlere futbolu sevdiren etmenler arasındaydı. Takımseverlik ise, körü körüne bağlılığa yol açtı. İnsanlar sporda kaybetmenin de kazanmanın da olabileceğini unuttu. Endüstriyel bir hal alan, transferlerini günlerce konuşulduğu futbol, en saf halinden tamamen uzaklaştı.”

“Futbol aleminde bir de kaybedenler ve hikayesi yazılmayanlar var” diyen Özkazancı, Ankara taşrasının günlük hayat folklorunu da hikâye ederken öykülerinde futbol, yazlık sinemaları, eski Türk filmlerini, mahalle hayatını, çocukluk hayallerini kuşatan çok basit ve çok büyük bir oyun…

Necdet Özkazancı ile Taşradan Futbol Hikâyeleri Hakkında
“Anılarımın taraftarıyım,” diyor Necdet Özkazancı: “Yalnızca falanca futbol takımının taraftarı değil, anılarımın taraftarıyım diyebilirim. Anılarının taraftarı olan birçok futbolsever gibi…” Taraftarlarının üstten bagajlı, burunlu otobüsler, minibüsler ve traktörlerle maça geldiği köy takımları etrafında dönen hikâyeler var bu kitapta. Angara’nın kenar mahallelerinin ve Polatlı’nın takımlarının sarmaladığı hayatlar var. Polatlıspor, Malıköy, Esentepespor, Gülverenspor, Kayaşspor, Altınokspor, Çalışkanlar Spor Kulübü ve diğerleri, karakter oyuncularından ibaret aslında. Mahalle aralarında kurulan “Ataryemez”-“Yeratamaz” familyasından takımların ruhunu yaşatan karakter oyuncuları…

Başka karakter oyuncuları da var: Hayalî ve gerçek gol kralları, Gençlerbirliği ile Yaşlılarbirliği arasında tereddütte kalan küçük taraftarlar, ismini ilkokuldayken babasının “Oku, oku, oku!” diye baskı yapmasından alan amigo Ogu…

Hepsi, çamurlu sahaların eziyetli heyecanıyla ve futbol tutkusunun en naif haliyle beraber, Ankara taşrasının günlük hayat folklorunu da hikâye ediyorlar bize.
Necdet Özkazancı’nın anı öykülerinde futbol, yazlık sinemaları, eski Türk filmlerini, mahalle hayatını, çocukluk hayallerini kuşatan çok basit ve çok büyük bir oyun…
Çocukluğunda başlayan futbol aşkını hiç kaybetmeyen yazar Necdet Özkazancı, son kitabı Taşradan Futbol Hikayeleri’nde, Ankara’nın kenar mahallelerindeki futbol sevgisini kaleme aldı.

“Anılarımın taraftarıyım” diyerek futbolseverliğin önemine dikkat çeken Özkazancı, kitabında ayrıca çocukluğunun ve gençliğinin geçtiği Polatlı’daki mahalli takımların maçlarında yaşanan hikayeleri de okuyucuyla buluşturdu.
Mahallelerarası futbol karşılaşmalarını, taraftarların üstten bagajlı, uzun burunlu otobüsler, minibüsler ve traktörlerle maçları izlemeye geldiği o yılları Ankara Hürriyet’e anlatan Özkazancı, “Polatlıspor, Malıköy, Esentepespor, Gülverenspor, Kayaşspor, Altınokspor, Çalışkanlar Spor Kulübü ve daha onlarca mahalli takımın karşılaşmaları, köylerarası turnuvaların kıyasıya rekabeti daha da önemlisi futbolun en saf halini, anılarımdan yola çıkarak kaleme aldım” dedi. “Yalnızca falanca futbol takımının değil, anılarımın taraftarıyım” ifadesini kullanan Özkazancı, kitabında yer alan hikayeleri ve günümüzde futbolun nasıl endüstriyel bir hale geldiğini şu sözlerle anlattı:

Futbola olan merakım, Polatlı’da geçen çocukluk ve gençlik yıllarımda başladı. Mahallenin çocuklarıyla kendi aramızda yaptığımız mahalle maçları, yırtık pırtın meşin ya da plastik toplar, futbol oynamaktan parçalanan ayakkabılar futbol tutkumun en güzel anıları arasında yer alıyor. Polatlı’da o yıllarda sadece Polatlıspor ve mahallelerin kurmuş olduğu küçük takımlar vardı.

Hemen hemen her yıl mahallelerarası ya da köylerarası turnuvalar düzenlenirdi. Özellikle köylerarası futbol turnuvaları çok renkli olurdu ve köylerden gelen takımlar karşılaşmaların yapılacağı alana geldiğinde coşku doruğa çıkardı. Taraftarlar üstten bagajlı, burunlu otobüsler, minibüsler hatta traktörlerle alana gelir, gönül verdiği, yürekten inandığı mahallesinin takımına destek verirdi.

“Bir günde dört karşılaşmaya sahne olan toprak sahalarda final maçları ise, kıyasıya rekabete sahne olurdu. Polatlı’daki köy maçlarında o yılların ünlü sayılabilecek futbolcuları da forma giyerdi. Bunlardan birisi Paşa Hüseyin adıyla anılan Hüseyin Çelik’ti. Paşa Hüseyin o yıllarda hemen hemen tüm köylerarası karşılaşmada, Kargalı Köyü’nün takımında oynadı. Paşa Hüseyin, Gençlerbirliği’nde ve Adanademirspor’da forma giydi. Adanademirspor’dan ise, Fenerbahçe’ye transfer oldu ve iki sezon bu takımın formasını taşıdı. Hüseyin, Fenerbahçe’de oynarken bile köy maçlarına gelir bu karşılaşmalarda ter dökerdi.”

“O yıllarda insanlar şehirlerinin, mahallelerinin ve köylerinin takımlarına gönülden inanır ve destek verirdi. Paşa Hüseyin gibi daha niceleri bizlere futbolu sevdiren etmenler arasındaydı. Şimdilerde ise, taraftalık kavramı futbolseverliğin önüne geçti. Üç büyükler olarak anılan Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş fanatizmi, Anadolu takımlarını bitme noktasına getirdi. Günümüzde taraftalık kavramı futbolseverliğin önüne geçti. Takımseverlik ise, körü körüne bağlılığa yol açtı. İnsanlar sporda kaybetmenin de kazanmanın da olabileceğini unuttu. Endüstriyel bir hal alan, transferlerini günlerce konuşulduğu futbol, en saf halinden tamamen uzaklaştı.”

“Futbol üzerine yazılan düşünsel ve bilimsel yapıtları hariç tutarsak, genellikle zenginlik, güç ve başarı öykülerinin işlendiği ve rağbet gördüğü futbol aleminde bir de kaybedenler ve hikayesi yazılmayanlar var” diyen Özkazancı, “İşte ben de özel bir mesaj verme kaygısı gütmeksizin, günlük rastlantılar ve yaşadığımız anıların da yardımıyla onların ve futbolun saf halinin hikayelerini yazmaya ve paylaşmaya çalıştım” diye konuştu.
“Ait olduğum yer” dediği Polatlı’ya dönmenin en büyük hayali olduğunun altını çizen Özkazancı, “Polatlıspor, Gençlerbirliği, Ankaragücü ve mahallemin takımı Esentepespor’un, Polatlı’dayken izlemeye doyamadığım köy ve mahalle takımlarının hepsinin kalbimde özel bir yeri var. Anadolu takımlarının hakettiği değeri yeniden bulması için herkese görev düşüyor. Statların sadece büyük takımlar maça geldiğinde dolması hem üzüntü veriyor hem de Türk futbolunun geldiği noktayı gözler önüne seriyor” şeklinde konuştu.

11.) Kalecinin Penaltı Anındaki Endişesi (Peter Handke)

2019 Nobel Edebiyat Ödülü’nün sahibi bugün açıklandı ve ödülün sahibi Peter Handke oldu. 1942 yılında Avusturya’da doğan Handke Hukuk Fakültesi’nde okurken yazmaya ilgi gösterdi. Peter Handke’nin ilk roman denemesi olan Die Hornissen’in (eşek arıları) başvurduğu yayınevi tarafından kabul edildi ve eğitimini yarıda bıraktı. Birçok eseri olan yazarın Türkçe’ye çevrilen kitapları arasında Çocuğun Öyküsü, Solak Kadın, Kısa Mektup Uzun Veda bulunuyor. Ve bugün konu edeceğim Kalecinin Penaltı Anındaki Endişesi…

Kalecinin Penaltı Anındaki Endişesi, yazarın 1970 yılında yayımlanan ve iki yıl sonra Wim Wenders tarafından sinemaya da uyarlanan romanı. Aslında bir cinayet üzerinden ilerleyen romanın adı kalecinin ve penaltıyı atanın birbirlerinin ne yapacağını öngörememesinden yola çıkıyor; bir tehlike karşısındaki endişeyi ve bu tehlikeye nasıl cevap verilmesi gerektiğini bilememenin yarattığı tedirginliği anlatıyor… Bu, bir futbol kitabı değil; ancak adının sayfamızın adıyla ve ana konusuyla ilgisi sebebiyle burada olmayı hak ediyor.

12.) Yabancı: Kalecinin Tarihi (Jonathan Wilson)

“Kaleci yalnız bir kartal, esrarengiz bir adam, son kurtarıcıdır.” –Vladimir Nabokov
Albert Camus, Arthur Conan Doyle, Yevgeny Yevtuşenko, Julian Barnes ve Nabokov… yolu kalecilik pozisyonundan geçen sıradışı karakterlerden bazıları.

Jonathan Wilson, futbolun “yalnız” adamlarının kültürel tarihini ve futbol sahasındaki evrimini kendine has üslubuyla, edebiyat dünyasından isimlerin de hikâyeleriyle birlikte anlatıyor. Yazar, Afrika’nın en büyük iki kalecisinin yetiştiği Kamerun’un Bassa bölgesine ve 1986 Şampiyon Kulüpler Kupası finalinde dört penaltı kurtararak tarih yazan Steaua Bükreş kalecisi Helmuth Duckadam’la konuşmak için Romanya’ya yolculuk ediyor. Wilson şahane taktik ve teknik bilgileriyle, kaleciliğin diğer on pozisyondan nasıl farklı bir yerde olduğunu en ince ayrıntısına kadar aktarıyor.

Yabancı, futbolun en gizemli şahsiyetleri olan kalecilerin kusursuz hikâyesi.

13.) Harika Portakal – Hollanda Futbolunun Nevrotik Dehası (David Winner)

Total Futbol’dan bahsetmişken. David Winner’ın Harika Portakal – Hollanda Futbolunun Nevrotik Dehası kitabına değinmemek olmaz. Bu kitap, futbolun entelektüel ve estetik doğasına dair detaylı bir araştırma. İçinde tüm zamanların en harika “mağlup”larından biri olan Hollanda milli takımına dair bir güzellemenin olduğu bir çaba. Mağlup diyorsak, galip olanlarından; zira hem 1974 hem de 1978’de kaybetmesine rağmen, dünya futbol tarihine, halen daha etkileri devam eden “Total Futbol”u miras bırakmış bir okul bu. Zaferin değil acının estetiğini konu alan…
David Winner’ın Harika Portakal’ı da bu kıymetin hakkını vermiş ve “total bir futbol kitabı” yazmış: Mimariden resime, tarihten sosyolojiye, felsefeden sanat tarihine, tüm beşeri bilimlerde gezinerek yüzyılın futbol mucizesinin kaynaklarına bakmış. Winner, 1960’larda tüm dünyayı sarsan kültürel ve sosyal uyanışının izlerini Hollanda futbolunun derinliklerinde keşfediyor.

Harika Portakal kendine has bir kitap, öyle ki kitap içi bölümler bile numara sırasıyla sıralanmamış. Her bölümün, forma numarası gibi düşünülmesi istenen bir numarası var. Hollanda futbolu tarihini anlatırken Hollanda’da çirkin futbol oynamanın kaybetmekten daha büyük bir kusur olduğundan bahsediyor. Harika Portakal, futbol sevmeseniz bile sizi içine çekebilecek bir kitap. Hollanda takımlarının kültürü üzerine bilgi sahibi oldukça anlatılan hikayelerin hepsi normal geliyor.

14.) Gladyatör-Futbol Arenalarında Bir İsyanın Hikayesi Metin Kurt (Vecdi Çıracıoğlu)

Metin Kurt, zarif, topla güzel akan, ne yaptığını bilen, akıllı bir açık oyuncusuydu. Aydınlık ve biraz da çapkın bakışlı, şahin gözlü, yakışıklı bir forvet. Taç çizgisinde sürat yapan, İngilizlerin tabiriyle kramponlarının altında tebeşir izi olan, klasik çizgi açığı. Hem de gole yakın. En solcu sağ açık.

Yıllar yıllar önce Metin Kurt, boş mukaveleye imza atma “töresine” başkaldırmış, bir sözleşmenin tarafı olarak reşit insan muamelesi görmeyi talep etmişti. Emek mücadelesinin aynı zamanda bir haysiyet mücadelesi olduğunu göstermişti bu tavrıyla.

Vecdi Çıracıoğlu, 2009 Abdullah Baştürk İşçi Edebiyat Ödülü alan çalışmasıyla futbolumuzun benzeri olmayan bir kişiliğini resmediyor. Soyunma odalarını, başkanları, topçuları, arsaları, parayı, yalanı dolanı, endüstriyel futbola direnen bir devrimcinin romanını anlatıyor.

Metin Kurt’un Ardından – Tanıl Bora

“Metin Kurt, Türkiye’de futbolcuların kendilerini emekçi olarak kavramalarının ve haklarını savunmalarının sembol şahsiyetidir. Onun 1973 yazında Galatasaray yönetimine gösterdiği direnişin sadece ücret için olduğunu düşünmek yanıltıcıdır. Metin Kurt, boş mukaveleye imza atma ‘töresine’ baş kaldırmış, bir sözleşmenin tarafı olarak reşit insan muamelesi görmeyi talep etmişti. Emek mücadelesinin aynı zamanda bir haysiyet mücadelesi olduğunu göstermişti bu tavrıyla.

‘Sadece’ politik bir şahsiyet değildi ama, gerçek bir futbol yıldızıydı. İki sezon kadar seyretme şansını tattığım, zarif bir ‘açık’ oyuncusu. Aydınlık ve biraz da çapkın bakışlı, şahin gözlü, yakışıklı bir forvet. Taç çizgisinde sür’at yapan, İngilizlerin tabiriyle kramponlarının altında tebeşir izi olan, klasik çizgi açığı. Hem de gole yakın. En solcu sağ açık.

Metin Kurt, son yıllarda endüstriyel futbola öyle şiddetle muhalefet ediyordu ki, neredeyse futbol oyununun kendisine bile diş biliyordu. Futbolun (şikeye mikeye muhtaç olmadan) topyekun batmış olduğu fikrindeydi; kapitalizmle beraber tarihin çöp sepetine atılacaktı, ondan sonra belki bir oyun olarak yeniden doğardı, ona göre. Futbol alemine –tüm aleme- bakışındaki bu radikal ‘yıkıcı’ fikirlerini, sanki özyıkımcı yaşayış la temsil ediyor gibiydi. Asri zaman klişesiyle ‘kendine hiç iyi bakmamasının’ arkasında bu öfkeyle beraber haksızlığa uğramanın hayal kırıklığı da vardı mutlaka, bilemeyeceğimiz kim bilir daha neler vardı. Ne olursa olsun; nasıl ölse, ne zaman ölse yakışıklı ölecekti.

Galatasaray geçen sezon ‘Efsaneleri Anma’ programı çerçevesinde, Ankaragücü maçında önce, 1970’lerin namlı yöneticisi Turgan Ece’ye plaket vermişti. Turgan Ece, Metin Kurt’un başlattığı futbolcu direnişine sert ve tavizsiz tavır koyarak ‘efsane’ olmuş bir yöneticiydi. İnternet sitesinden ölümünü duyurup başsağlığı diledikleri Metin Kurt’a da bir Efsane Anması tahsis etmelerini beklerim.”

15.) Gayriresmi Futbol Tarihi (Mehmet Şenol)

Sırada yine bir futbol kitabı var. Çok yajın zamanda piyasaya çıkan, Mehmet Şenol’un Gayriresmi Futbol Tarihi.
Kitabın başında şu yazıyor: “Bana futbolu çok sevdiren, radyodan gelen maçın o tarifsiz kokusunu hee zaman hissettiren Babam’a”.

Kitap tanıtımında da belirtildiği üzere Türkiye futbol tarihini oluşturan insanların bilinmeyen hikâyesi anlatılıyor. Beyoğlu’ndaki Anadolu Birahanesi’nin kapısının önünde buzlu badem satan o yaşlı adamın, 1903’te topu da, adamı da geçirmediği için “Tahtaperde” adını almış Aleko olduğu; Moda Deniz Kulübü’nün üst katındaki küçük odada ömrünün kalan kısmını tamamlayan Kulaksızzade Galip’in, Fenerbahçe’nin belki de en önemli futbolcusu, hatta bir dönem başkanı olduğu; Galatasaray’ın Hasnun Galip Sokak’taki meşhur binasının 1920’lerde Galata’da demirli ona yakın Amerikan gemisinin denizcilerinin uğrak yeri bir salon olduğu, burada cumartesi günleri dans edip boks yaptıkları gibi bilgiler var.

Mehmet Şenol ülkemiz futbol tarihine değinirken bahsettiğimiz isimlerin kişisel futbol tarihleriyle Türkiye’nin siyasal ve toplumsal tarihinin nasıl kesiştiğini gözler önüne seriyor.

16.) Doktor Socrates-Futbolcu, Filozof, Efsane (Andrew Downie)

Daha önce Türkçesi yayınlanmadan İngilizcesinden bahsettiğim bir kitapta sıra…

Socrates için ’80’li yıllara kadar, iki şey önemlidir: İlki, futbol. İkincisi ise tıp eğitimi aldığı doktorluk mesleği… İlk gençliğinde bu iki meslek arasında gidip gelen ve en sonunda futbolcu olmaya karar veren Socrates, doktorluğu emekliliğine saklar. Hazır yapabiliyorken, önce futbol oynamak ister.

Zamanla şöhreti Brezilya’nın tamamına uzanmıştır. Bir antrenman sonrası takım arkadaşlarına kulübün çamaşırcısından masörüne kadar pek çok kişinin, galibiyet için emek verdiklerini dile getiren Socrates, galibiyet primlerini paylaştırmaları gerektiğini söyler. Takımda yer alan oyuncular tarafından kabul gören bu fikir, Corinthians Demokrasi’sinin tohumlarını atar. Futbolcuların transferlere karar verdiği, herkesin eşit derecede oy hakkına sahip olduğu, futbol şube sorumlusu ve futbolcuların denk bir iletişim kurduğu  bir sistemi amaçlayan bu hareket ile ilgili olarak Socrates, her mikrofon uzatıldığında gündeme dair politik düşüncelerini dile getirir. Fikstür ya da kadrodan ziyade, bu röportajlarda meslek liselerinin durumu, koruyucu hekimliğin ne olduğu ve favela sakinlerinin konut sorunu konuşulur. Socrates, bu durumu, “Futbol sayesinde sözlerim çok daha geniş kitlelere ulaşıyordu. Brezilya’da futboldan anlamayan bir kişi bulamazsın. Buna karşılık çok az insan siyasetten anlar ve halkın büyük çoğunluğu eğitimsizdir ancak futbol ve siyaseti bir araya getirerek hem halkı eğitebilir hem de toplumsal değişime önayak olabilirsiniz.” sözleriyle yorumlar.

The Guardian, The Economist, Financial Times ve The New York Times gibi gazetelerde yazılar yazan İskoçyalı Yazar Andrew Downie’nin kaleme aldığı Doktor Socrates-Futbolcu, Filozof, Efsane kitabı yakın tarihte İthaki Yayınları’ndan çıktı. Yazar bu çalışmasında, Socrates’in sadece futbol ve siyasetle kurduğu ilişkiye değinmiyor. Futbolcunun yaşamına tanıklık edenlerle gerçekleştirilen röportajların eşlik ettiği kitap, Socrates’in hayatını tüm boyutlarıyla aktarıyor.

17.) Çizgilerle Dünya Futbol Tarihi (David Squires)

Bu bir futbol çizgi romanı ama o bildiklerinizden değil!

Futbol ve çizgi roman. Cumartesi günlerinin vazgeçilmezlerinden olan bu ikilinin yolları son zamanlarda birbirlerinden ayrılmıştı. Neyse ki İngiliz çizer David Squires bunu değiştirmek için burada.

Çizgilerle Dünya Futbol Tarihi’nde Squires, futbol tarihinin en görkemli anlarının ve en şöhretli ikonlarının pek çoğunu bir araya getiriyor. Bunu yaparken de ne mizahından taviz veriyor ne eleştirel tavrından ne de tarihin gerçekliğinden. Futbolun hem şaşaalı hem de kirli yüzü bu kitapta omuz omuza mücadele ediyor.

Bir spor olarak zirvede duran futbolun tarihini ve unutulmaz anlarını yazmak için bir İngiliz karikatüristten daha doğru bir isim olabilir mi?

18.) Futbol Adamları (Simon Kuper)

Dünyanın en iyi spor yazarlarından Simon Kuper’in fırçasıyla, futbol dünyasının en önemli isimlerinin portreleri:

Cristiano Ronaldo, Didier Drogba, Dirk Kuyt, Alex Ferguson, Jose Mourinho, Zinedine Zidane, Kaka, Thierry Henry, Cesc Fabregas, Andres Iniesta…

Başka hiçbir yerde karşılaşamayacağınız anekdotlar ve bilgilerle dolu, futbol kadar eğlenceli bir futbol kitabı!

19.) Futbol Dünyayı Nasıl Açıklar? (Franklin Foer)

Kızılyıldız taraftarları nasıl Sırp ordusunun en önemli parçalarından biri haline geldi?
Celtic ve Rangers arasındaki ezeli rekabetin köklerinde ne yatıyor?
Chelsea holiganları niçin toplama kamplarına gezi düzenliyorlar?
Juventus ve Milan, hakemleri ve medyayı nasıl yönlendiriyor?
Barca, niçin bir kulüpten daha fazlası?
İran’da kadınlar maç seyredebilmek için neler yapıyor?

20.) Futbol Taktikleri Tarihi (Jonathan Wilson)

Jonathan Wilson’ın bu ödüllü çalışması ne basit bir taktik analizi kitabı ne de sayı ve dizilimlere boğulmuş bir istatistik derlemesi. Futbol taktiklerinin tarihsel gelişimini coğrafya, tarih, kültür ve hatta siyaset ekseninde ele alan ve futbolun hem saha içi hem de saha dışındaki evrimini konu edinen bir başyapıt.

Güney Amerikalıların sömürgecilere karşı kendi becerilerini nasıl kabul ettirdiğinden, Avrupa’nın bireysel beceriyi takım düzenine göre uyarlamasına; beş forvetli dönemden, merkez golcülü yapıya; İskoçların pas oyununu dünyaya nasıl kabul ettirdiğine kadar pek çok tarihsel süreç bu kitapta gözler önüne seriliyor, taktiklerin tarihiyle ilgili onlarca soru kendine yanıt buluyor.

21.) Kirli Yüzlü Melekler (Jonathan Wilson)

Diego Maradona, Gabriel Batistuta, Juan Román Riquelme, Sergio Agüero, Lionel Messi… Arjantin, gezegendeki birçok büyük yıldızın vatanı. Zengin ve değişken tarihi çalkantılı, büyük ve heyecanlı olaylarla dolu bir ülke.

Futbolla yatıp futbolla kalkan Arjantin’in hem futbol hem de siyasi, sosyal tarihine yakından bakan Jonathan Wilson Kirli Yüzlü Melekler’de Arjantin futbolunun doğuşunu, altın la nuestra çağını, Juan Perón dönemi Arjantin’ini, anti−futbolun gelişimini, César Luis Menotti yönetimindeki muazzam takımı ve son zamanlardaki yetenekli ayakları keyifli bir dille anlatıyor.

Futbolun evlerde, her sokak başında, yazarlarının ve filozoflarının zihninde her daim heyecanla yaşadığı Arjantin’i oldukça kapsamlı ele alan Kirli Yüzlü Melekler futbola ve Arjantin’e ilgi duyan her okuru heyecanlandıracak bir eser.

22.) Kökler: İngiliz Futbolunun Yakın Tarihi (David Winner)

Hollanda futbolunu ve kültürünü incelikle anlatan Harika Portakal’ın yazarı David Winner’dan bu kez yakın İngiliz futbol tarihine ışık tutan bir kitap: Kökler.

İngiltere’nin Dünya Kupası’nda başarısız sonuçlar almasının arkasında yatan sebep ne? Roy Keane ile asla karşılaşmamış ancak hafif piyade tugayı teyakkuzunda ölen asker arasında nasıl bir bağlantı var? İngiltere’nin ruhu üzerinde çamurun ve ıslak meşinin ne gibi bir önemi bulunuyor?

23.) Korsanlar, Punklar ve Siyaset (Nick Davidson)

FC Sankt Pauli… Hamburg’un “red light” bölgesinde bir futbol kulübü; travesti bir başkan; punklar, çapulcular ve fahişeler tarafından doldurulan tribünler; anarşistler tarafından yönetilen, korsan bayrağı altında birleşmiş bir kulüp…

Dünya tarihinin en kült kulüplerinden biri olan St. Pauli için söylenen bu sözler belki de en klişe söylemlerin yan yana gelmiş hali. Ancak gerçek St. Pauli değil. Korsanlar, Punklar & Siyaset’te yazar Nick Davidson, FC St. Pauli’nin neyi temsil ettiğinden bulunduğu şehir için ne anlam ifade ettiğine kadar pek çok kaynağı ve fikri bir araya getiriyor.

24.) Liverpool FC-10 Maçta Efsanenin Anatomisi (Jonathan Wilson, Scott Murray)

Muhalif bir şehrin, dünyaya en büyük armağanlarından olan Liverpool FC’nin 125 yıllık tarihinde pek çok başarının yanında büyük hezimetler de var. Futbol konusunda dünyanın önde gelen yazarlarından olan Jonathan Wilson da Scott Murray’le birlikte Liverpool FC: 10 Maçta Efsanenin Anatomisi’nde “İstanbul Mucizesi” olarak bilinen 2005 Şampiyonlar Ligi finali de dâhil olmak üzere efsanenin on maçının hem hikâyesini hem de tarihini incelikle anlatırken Bill Shankly, Bob Paisley, Kenny Dalglish ve Rafa Benítez gibi efsane oyuncu ve menajerlerin de sayfa kendilerine yer buluyor.

10 Maçta Efsanenin Anatomisi ne zaferlerin ne de mağlubiyetlerin tek bir âna ait olduğunu; tarih yaratmak için milyonlarca şeyin gerektiğini gösteren en coşkulu eserlerden.

Kategori:AfrikaArjantinArsadaki FutbolAsyaAvrupaDünyaGüney AmerikaKitapKuzey ve Orta Amerika